Sayfalar

20 Kasım 2009

sabır

Bütün gece,

Bir yıldız kayar diye,

Beklemek sessizce.

Kaymayan onlarca yıldıza bakıp,

Gelecekten bir günü resmetmek hayalinde.

Ertesi gece ve ertesi ve daha ertesi,

Kayacak tek bir yıldızı beklemek,

Bıkmadan, yorulmadan, usulca beklemek,

Fakat zehretmeden kendine geceyi.

Hepi topu bir hayal için,

Gelecekten güzel bir gün için,

Haftalarca, aylarca…

Kim bilir belki yıllarca beklemek.

8 Kasım 2009

kitap

hediye ettim bir kitabını onun,
çiçekli, senli benli, turuncu kapaklı.
aldı onu, okumadı.
okusaydı anlardı,
seni de beni de...
ben okudum onu
kırmızı kabartmalı bir kitaptı
kırmızıyı sevdiğimi anladı bir tek.
varsın olsun,
anladı ya.
ben gittim bir yerlere
kayboldum sonra bir yerde
sağım solum sobe
her yer tutulmuş
güneş tutulmuş sanki
karanlık gittiğim yerler
oturacak yer de yok
sen de yoksun, ben de...
kimse yok.
dönülecek bir yer de yok
orada değilsin artık.
ben de dönemem zaten.
ama yazdım bir yerlere
benden sonra, çok sonra
bir yerde okursun.
okursan anlarsın.
anlamak için okumalıydın.
keşke okusaydın.





bir gün

belki bir gün günlük yazarım buraya,
belki bir gün her şeyi yazarım.
belki bir gün silerim her şeyi,
belki bir gün yeniden yazarım.
bence bir gün yeter her şeye,
bence bir gün siler her şeyi,
bence bir gün açarım yeniden,
bence bir gün ölürüm aniden.

2 Kasım 2009

bir gece

Gece sen yatağına uzanmış kitap okurken,

Kapının altındaki boşluktan süzülüp girdim içeri.

Önce tüm odayı dolaştım,

Küçüktü zaten çabuk bitti.

Mor kapaklı kitabına ilişti gözüm,

Bu onu ikinci görüşümdü.

Yüzüne baktım sonra,

Çok derinlere inemiyordun sanki

Anladım, aklın bir yerlerdeydi.

Sessizce yanına uzandım.

Beni göremesen de o an

Beni hissettin

Ve aklına geldi yüzüm,

Bunu üç satır daha okuyunca anladın.

Anlamadığın o üç satıra,

Geri dönemedin sonra.

Kafanda sorular belirdi hemen

Ve tam o anda,

Saniyelik bir sızı

Yüreğine değdi geçti.

Eğer o sızıyı hissetmeseydin,

Geldiğim gibi gidecektim.

Anladım ki aklın bendeydi,

Yanımda olmayı

Ve bana sımsıkı sarılmayı istiyordun.

Yanındaydım hâlbuki.

Ama şimdi gidiyorum,

Usulca gireceğim beynine,

Sana biraz gün ışığı getirdim,

Onu vereceğim sadece.

31 Ekim 2009

Yapboz

Bin parçalık yapbozumun,

Bir parçası sanki

Ama tam ortadaki,

Göze ilk çarpan.

Varlığında fark edilmeyen,

Eksikliğinde ise süründüren.

Yerine koyduğunda o son parçayı,

Kusursuz bir tablonun,

Kusursuz bir kopyasını veren,

Aslını aratmayan,

Vazgeçilmez bir bütünleşmeyi

Tam o anda sağlayan,

Benimle ben gibi,

Seninle sen gibi olan,

Ver o parçamı bana!

Ver de nefes alayım.

18 Ekim 2009

boş odalarım

bir gören olsa,
içim sanki bomboş bir oda
arada, bir mum yansa da
söner karanlığımda o da.
ki ben,
doldurmaya çabalarım,
boşluğun menzilinden uzak,
çok uzaklara koşarım.
burkulur bileğim her adımda,
her yeni attığım adıma şaşarım.

17 Ekim 2009

lavinia

Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.
Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.
Sana gitme demeyeceğim.
Ama gitme Lavinia.
Adını gizleyeceğim,
Sen de bilme Lavinia

özdemir asaf

12 Ekim 2009

zaman

üstünden geçtiğimiz yıllara dönüyorum,
sen böyle, yeniden, ilk günkü gibi
aşkla bakınca bana.
dilime bir şarkı dolanıyor,
ve ellerin siper tehlikelere.
galiba ekşi bir tat dilimdeki,
limon çiçeği etkisindeki,
aynı tat mı sendeki de,
ben aynı mıyım kalbindeki.
yıllar bu kadar,
dalgalı, hırçın
ve mavi sular gibi derin derin geçmeseydi,
acaba çilek tadı mı olurdu dilimizde?
gözlerime yabancı olmayan bedenin,
ruhuma bu kadar sıradan gelir miydi yine.
olup olacağı buydu elbet,
zaman,
senin ve benim esirgemediğimiz desteğimizi
esirgedi bizden
tam tutarken ellerimizi.

3 Ekim 2009

dolandırıcı

Nitelikli bir dolandırıcı,

O kadar nitelikli ki,

Müthiş inandırıcı.

Dolandım boynuna

Fısıldadı kulağıma

Hep yalan dolan.

Ama yok mu inanan?

1 Ekim 2009

Ayakta duran ben,

Yıkılan yaralanan da.

Toparlanıp kalkan ben,

Tökezleyip düşen de.

Kim ne derse desin,

Bildiğimi okuyan ben,

Canına okunan da.


29 Eylül 2009

bir haller oluyor

Son bir defa daha yazsam sana,

Hiç konuşmasak,

Sadece baksak birbirimize,

Yazdıklarımı okusam gözlerinden.

Sen, dursan şöyle bir,

Dinlesen beni sessizliğimde,

Durgunluğuma kulak versen,

Delse gözlerin beynimin içini,

Girse ücra köşelerine,

Okusa söylemediklerimi.

Gözlerimin kahverenginde buluşsak sonra,

İçsek köpüğünü hayatlarımızın,

Telvesi kalsa anıların,

Yıkasak, yok olsa.

Bir daha gelsek birbirimize

Sorgusuz sualsiz olsak

Ben sana sormasam,

Sen anlatsan.

Konuşan sen olsan,

Ben sussam.

Ağzımı bıçak açmıyor bu aralar

Düşüncelerdeyim,

Zannettiğimin aksine,

Başka bir hallerdeyim.

13 Eylül 2009

ters

Her şeyin ters gittiğini düşünüyorum.

Ama tersin düz olduğunu da

Tersin düzden daha zor

Ama daha çekici olduğunu da

Yüzüme ters ters bakmanı seviyorum

Düz baktığında anlamsız geliyor

Elimi düz tuttuğunda anlamıyorum

Ama ters tuttuğunda farkına varıyorum

Seni ters buluyorum

Belki de seni bulduğumu sanıyorum

Bulamadığım kendimmişim gibi geliyor…

Kendimi…

Neden hala…

Burada bıraktığımı bilmiyorum.

Sıkıntı veriyorsun bana

İçim sımsıkı sanki seni düşününce

Bazen seni düşündüğümü zannediyorum

Kendimce

Gizli

Küçük

Saçma

Düşler kuruyorum.

Ama artık değil.

Seni bulamayacağım bir yer arıyorum

Bulunca gideceğim.

12 Eylül 2009

Gri Elbise

Etrafında hiçbir şey olmayan, üzerinde bir tane bile pürüz bulunmayan, bembeyaz bir mermerin üzerinde yalnızım. Üzerimde uzun kollu, salaş, gri renkte bir elbise… Saçlarım toplu. Kafamı yukarı doğru kaldırmışım. Gökyüzünü arıyorum, en son bıraktığım yerde. En son ne zaman içtenlikle baktığımı hatırlamasam da, en son yukarıda bir yerde gördüğümü hatırlıyorum.

Ama orada değil! Bulamıyorum… Yukarısı diye baktığım yer, yukarı olmayabilir mi? Ah! Yoksa en son içime çektiğim nefesle tüm gökyüzünü yuttum mu?

Tüm umutlarımı bir nefeste tükettim galiba. O bir nefesle daha neler yapabilirdim oysaki! Bazen en ufak bir umut bile yetmiyor mu büyük adımlar atmama. Bazen bir nefeste tükenmiyor mu kalemimin ucu.

Soluk elbisemin rengi içimdeki umudu iyice solduruyor. Değiştirmek istiyorum üzerimdekileri. Her şeyi… Her şeyi değiştirmek istiyorum. Belki o zaman içimde bir umut olur. Bir adım atarım hayatıma. Gökyüzünü ararım belki. Hem bulurum da. Yanlış yerde arıyor olabilirim. Ne zamandır uykusuzum. Aklım karışmış olmalı.

Uykusuzum ya… Gözlerim görmez oldu, kulaklarım duymaz. Hâlbuki ne kadar çok şey oldu, inan aklın almaz. Bir anda her şey oldu, bir anda her şey soldu. Beklemediğim bir anda oldu, uykum kaçtı.

Elbisemi değiştirmeliyim artık. Kurtulmalıyım içimi solduran bu saçma sapan şeyden.

9 Eylül 2009

bir anda

bir anda,
attım yüreğimden belki de o anda,
gitsin uzaklara,
gitsin benden.
bir çırpıda girmişti hayatıma,
bir çırpıda gitsin.
yarın uyandığımda,
olmasın aklımda.
gece yatarken,
girmesin aklıma.
gitsin.

6 Eylül 2009

sarıl

işte bu kadar seviyorum seni,
der gibi,
aç kollarını...
aç ki yaklaşayım yanına,
itmesin ellerin yüreğimi,
sarsın sıkıca bedenimi.
sarıldın mı bana,
sarsılırım...
kendime gelirim...
zamanı unuturum.
ne zamandır yoksun,
ne zamandır sözlerin yok,
sesin yok,
biz ne zamandır böyleyiz!
sarıl bana,
sıkıca sarıl,
teninin kokusunu çekmeliyim içime,
yoksun ne zamandır.
özledim...
yüzümü göğsüne yaslayıp,
öylece beklemek istedim.
zaman,
tam şu an,
dursun istedim.

3 Eylül 2009

sana

sana bir şiir yazdım
çok ciddiydi
sakladım
unuttum koyduğum yeri
dertlerimi koyduğum yerdedir yeri
yeter, aklında tutma sen de dertlerini
hatrına getirme.
yanıma gel
geldiğim yere kadar gel
o gün gördüm ya seni
öyle gel
öylesine gelme.

29 Ağustos 2009

sen ben diye

bana yalan söyleme
söyleme boşuna
görüyorum doğruyu
doğruyu görüyorum
sakladıklarını,
saklayamadıklarını...
çok bildiğimden değil,
seni bildiğimden de değil,
paramparça olmuşluğumdan,
parçalarımdan birine benzediğinden,
ben gibi olduğundan,
benim bir parçam olduğundan,
parça parça edilmiş olduğumdan,
olduğumuzdan.
farklı hayatları,
farklı zamanlarda,
benzer yaşadığımızdan.
bugün kalemimin yazdıklarında,
bir parça ben olduğunda
bir parça da sen oluyorsun.
kalemimin zincirlerini,
bedenimin zincirleri gibi kilitlemedim.
zincirlediğim sadece,
baş edemediğim bedenim.
bedenimdeki baş değil,
onun zincirleri sözleri,
bazen,
dolanıyor dili,
söylediği hiçbir söz
ben diye başlamıyor
sen,
ben diye başlayınca
seni dinlemiyor.
söylediklerinin
ben diye diye
anlamsızlaşması gerekmiyor.
bu gözlerim seni anlıyor.
susmalısın biraz,
kulaklarım çınlıyor.

DELİKANLIM

Dikine mustakil bir apartımanın
en üst katında
dört köşe bir oda.
Perdesiz pencereler.
Pencerelerin dışında yıldızlı geceler.
Genç adam
alnını dayamış cama.
Ben, romanın muharriri
diyorum ki genç adama:
— Delikanlım!.
İyi bak yıldızlara,
onları belki bir daha göremezsin.
Belki bir daha
yıldızların ışığında
kollarını ufuklar gibi açıp geremezsin..
Delikanlım!.
Senin kafanın içi
yıldızlı karanlıklar
kadar
güzel, korkunç, kudretli ve iyidir.
Yıldızlar ve senin kafan
kâinatın en mükemmel şeyidir.
Delikanlım!.
Sen ki, ya bir köşe başında
kan sızarak kaşından
gebereceksin,
ya da bir darağacında can vereceksin.
İyi bak yıldızlara
onları göremezsin belki bir daha...
Delikanlım!.
Belki beni anladın,
belki anlamadın.
Kesiyorum sözümü.
İşte kapı açıldı
geldi beklenen kadın..
«— BEKLETTİM Mİ?»
«— ÇOK... Ama zarar yok..»
Kadın yakaladı genç adamı
elinden.
Genç adam
yakaladı kadını belinden.
Bir yumrukta kırdı camı.
Oturdular pencerenin içine.
Sarktı ayakları gecenin içine...
Işıklı bir deniz dibi gibi
başlarında, sağda, solda gece yanıyor.
Ayakları karanlık boşluklara sallanıyor..
Sallanıyor ayakları sallanıyor ayakları...
........... DUDAKLARI ......
Sevmek mükemmel iş delikanlım.
Sev bakalım...
Mademki kafanda ışıklı bir gece var,
benden izin sana,
sev
sevebildiğin kadar...
NAZIM HİKMET

26 Ağustos 2009

net

ne varsa içinde,
koyabilmelisin ortaya.
koyamadın mı?
ne var ki içinde!

21 Temmuz 2009

Olması Gereken

Gitme fikri gitmekten daha çok heyecanlandırıyor beni. Bir gün gidebilirim. Bunu bilmek güzel. Ama bugün gidemem. Bunu bilmek ne kadar güzel bilmiyorum. Ben ihtimal dahilinde olanları kesin şeylerden daha çok seviyor olmalıyım ya da cesur değilim düşündüğümün tam aksine. Cesur olmak neye tekabül ediyor, neye eşlik ediyor emin değilim. Bende çok az olmalı buna eminim. Bugün inandığımız, doğru kabul ettiğimiz tüm değerler yarın inanacaklarımızdan farklı ve olabildiğince yanlış olacaksa eğer -ki bence öyle, neden cesareti bugünden gösterip değerlerin evrimine öncülük edemiyoruz. Ya da şahsım adına konuşursam, neden ben bu kadar cesur olamıyorum!
Cesur olma fikri, cesur olmaktan farklı bir şey. Cesur olmak, istenen, herkesten beklenen bir değer olmalı. Sanıyorum ki bu sebeple cesur olma fikri oldukça arzulanır bir fikir. Ama gitmek öyle mi? Gidince arkanda mutlaka bir şey bırakırsın. Hem gitmek aynı zamanda terk etmektir, belki bir şehri, belki bir sevgiliyi… Bazen terk etmek kaçınılmazdır, biliyorum. Bazen de gitmek, kaçmaktır. Ama bazen gitmek, çözümdür. Tüm sorunlar sen gidince çözülür. Varlığın bir sorundur, yokluğun çözüm. Gidince ardında bıraktıklarını düşünmene gerek kalmaz. Olması gereken olmuştur. Olması gereken. Kilit sözcükler. Bir şeyin olması gereken şey olduğuna nasıl emin olabiliriz? Önümdeki alternatif geleceklerden birini seçmiş olmam, en doğrusunu seçtiğim anlamına gelmez ki. Yaptığım seçimler yalnızca beni etkilemez ki.
Gitme fikri bir başkaldırı, bir özgürlük isteği ya da bir vazgeçiş olabilir. Ya da daha birçok şey. Ama gitmek başkadır. Tamamen bir seçimdir. Gittiğinde hiçbir şey düzelmeyebilir, istediğin gibi olmayabilir, bekleneni vermeyebilir ama bunu sen seçmişsindir, kırılıp dökülsen de, ağlayıp sızlansan da seçimini yaptığın için mutlusundur, ya da öyle olmalısındır. Olması gereken budur. Olması gereken, yine aynı kilit sözcükler. Seçimi sen yaptığın halde mutlu olamıyorsan, cesur olma fikrini bile kabullenememişken cesaretli olmanın bedelini ağır ödemişsen geri dönmek istemez misin?
Geri dönme fikri geri dönmekten daha zordur. Çoğu zaman kişiliğin, belki de gururun geri dönme fikrine karşı gelir. Ama bu kararı aldıktan sonra dönmek çok kolaydır. Her şeyi göze almışsın demektir bu. Dönersin, gittiğinde gösterdiğinden daha çok cesaret gerektirir ama yaparsın bunu. Giderken seni bekleyeni bilmezsin ama dönerken neler beklediğini bilirsin ya da az çok tahmin edersin. Bilirsin ki döndüğünde hiçbir şey istediğin gibi olmayacaktır. Sen dönerek büyük bir fedakârlık yaptığını zannedersin ama giderken kalanlara neler yaptığını tam olarak bilemediğinden, istediğini bulamazsın döndüğün yerde. Böyle olmayabilir elbette. Gidince dönmek istemeyebilir insan, ya da dönünce her şeyi daha güzel bulabilir. Cesaret herkese biraz gereklidir fakat mutlaka düşünmelidir insan.

17 Temmuz 2009

soru

sandığın kadar mı sanıyorsun aklının yettiklerini
gördüğün kadar mı dünya diye bildiğin
yok mu başka hayatlar etrafında
hiç denk gelmedin mi senden başka olana
yıkıntıların arkasında kalanla
yıktıklarının arasında kalan aynı olabilir mi
bu dünyanın kahrı herkese aynı gelir mi
hayatın akışı basit ve sakin mi
sözkonusu gidişin bu sefer kesin mi?

29 Mart 2009

Dağıldım Bu Aralar Sanki

Sessizce söylesem duyar mısın?
İçimden geçenleri gerçekten anlar mısın?
Baktığım anlamsız fallarda lütfen sen çıkar mısın?
Ben geride beklerken dönüp bir bakar mısın?
Duyma…
Anlama…
Çıkma…
Bakma…
Sen bana aldırma!
Geçer gider yüreğimden bir çırpıda
İstemem ben gitmesini gerçi
Her giden gittiğini çok belli ediyor
Yüreğim dayanmıyor bu aralar sanki.
İçimde kocaman bir yumruk
Midemde…
Tam şuramda duruyor bak
Geceleri uyutmuyor,
Bölünüp bin parçaya,
Dağılıyor damarlarıma.
Keşke dağılan o olsa sadece
Dağıtıyor beni de kendiyle
Çok saçma şeylerle uğraşıyorum
Görsen, üzülürsün halime
Öyle bir konuşuyorum ki
Deli saçması sanki her bir kelime
Yüzüm de çok asık bu aralar
Kimseye çatmıyorum kendime çattığım kadar
İnan ki canım benim,
Fallara inanmıyorum ben eskisi kadar
Adın yazıyor bardağımda okumuyorum
Geldi gelecek diyor aldırmıyorum
Ben seni fallarda değil
Hep yanımda istiyorum!

24 Mart 2009

içimdeki karanlık

yağmuru izlerken kirli camların ardından
aklımdan geçirdim seni günlerin ardından
olmaz ki dedim...
beklenen, yağmurla gelmez ki
yağmur, beklediğimi getirmez ki
çekildim cam kenarından,
yüreğimdeki fırtınaların dinmesini bekledim,
dışarıda kopan fırtınayı dinledim,
yağmurun cama vuran sesi,
içimdeki sesi bastırsın istedim.
gök gürledi!
sandım ki bağırıyorum,
kafamdan geçenleri haykırıyorum yüzüne.
yanıldım biliyorum;
sen yağmur kadar heyecanlandırmıyorken,
ben seni fırtınalarla bekledim.
yağmur sonunda dindi.
bilmiyorum oraya da yağdı mı ki!
burada güneş doğmadı henüz,
gece daha bitmedi.
karanlığımı aydınlatan lambayı yaktım,
içimi karartan sen.. gideceksin gündüz!