Sayfalar

23 Aralık 2010

zihin


En büyük oyunu zihnin oynar seninle
Siyahı beyaz gibi sunar önüne sinsice
En emin olduğun anda kendinden
Siyaha siyah der yeniden
Ve dizdiğin taşlar dağılır yerinden



6 Aralık 2010

Evvel Zaman İçinde

Sundu önüne çeşitleri,
- Seç istediğini.
-Yok, dedi adamın biri,
İçlerinde yok aradığım gibi biri.
- Tamam, dedi
Al sana zaman,
Kullan birazını,
Kalanına biraz daha yaslan.
Ama adam işaretleri göremedi
Çok sebep var sandı güvenecek.
Yaslandı bir yerlere,
Hem neyi vardı ki kaybedecek!
Evvel zaman içindeki peri,
Sanki neyi değiştirecek!
Bu demde uyandı bizim kör aniden,
Ne olduysa olmuştu birden,
İnanmaya başladı masallara.
Geç kaldığını hiç fark etmeden...

15 Eylül 2010

Yol

ve şimdi tahammül edemediğim bir eşikteyim.
geride kalanları ne beklemek
ne oraya dönmek niyetindeyim.
dönüş fikrinin bile zikrinden irkilmekte,
artık sadece dosdoğru yürümekteyim.
seçtiğim bir yol bu yürüdüğüm
ve belki de beni seçen bir yol bu önümdeki
ben,
ve bir yol var, evet!
fakat bu yolda,
benden bir şeyler var, görmekteyim.

23 Ağustos 2010

KelebeK













Milyonlarca tırtıl
Yıllarca içimde örmüş kozasını
Erken olgunlaşıp uçsa da bazıları
Kalanlar şimdi kanat çırpıyor
Ve hepsinin kanatları birbirine değiyor.
Nasıl saklar ki insan,
Nasıl yaşar içindeki o kadar kelebekle
Ben duramıyorken yerimde
Nasıl gülmez gözlerim
Her şey bu kadar güzelken yine.

8 Ağustos 2010

ilerleme

birikerek ilerliyorum,
biriktirerek...
üst üste koyuyorum her şeyi,
doğruları yanlışlarla karıştırarak...
sevdim böyle olmayı;
umursamadan yaşayarak,
doğru olmaya çalışmadan,
ve olacağıma zaten hiç inanmadan.
ilerliyorum...
üstüne basa basa bir şeylerin,
nedir diye dönüp bakmadan,
umarsızca...
hiç durmayacakmış gibi!

27 Mayıs 2010

yalnız(lık)



bazen yalnız bırakılırsın
bazen de yalnız kalmak istersin.
bazen yalnız bırakmak istemezsin
bazen de yalnızlığa mahkum edersin.




kırılma noktası


kırılma noktası;
buraya da geldik işte,
tam da bu noktada güldüm artık!
tebessüm etmek gibi değil ama,
güldüm işte kanat çırpışına
yüreğinden geldiğine inanmayı bıraktım o noktada.
içten de gülmedim sana,
alelade birine güler gibiydi
hafife alırsın ya bazen
öyle güldüm sana
ve böyle geldik bugün
kırılma noktasına.




23 Mayıs 2010

suret



bir rüyaydı uyanamadım
insan suretinde hayaletlerle uğraştım
uyandım bir de baktım ona
suretinden ne olduğunu anlayamadım!

uyandırma servisi



Ey kör!
UYAN!
Göremediklerini görmek için uyan!
Bilincini aç ve uyan!
Hayat ve ben akarken sen uyuma!
Uyan!
Bari hayatı kaçırma!




27 Nisan 2010

akşamdan kalma



ferahladım,
zehri attım vücudumdan.
bir akşamdan kalma hali vardı üzerimde,
kurtuldum.
önce baş ağrımı kovdum,
ardından mide bulantım geçti,
üzerime sinmiş pis kokudan da arınınca
ferahladım.
hani böyle günlerde tövbe edersin ya
bir daha asla dersin ya
ama her şeye rağmen yine yaşarsın ya
işte ben tam ordayım!



20 Nisan 2010

ihanet!


ihanet etmek,
yalnız kendine
ve yalnız bir süreliğine.

ardından pişmanlık,
faydasız
ve hiç unutmamacasına...

sonuç
içindeki boşluk,
belki yalnızlık değil
hiç kalmayacak belki yalnız
ama hiç doldurulamayacak bir boşluk
ve hiç geçmeyecek bir sızı...
daimi bir sızı.


14 Nisan 2010

değer

yaşamında iki temel değer bulacaksın:
sevgi ve dostluk. bazen bunlardan biri
ötekinden daha değerli gelecek sana;
zaman olacak, öteki öbüründen; kimi zaman da
ikisinden hangisini daha değerli sayman gerektiği
belirsiz hale gelecek; ama kimi zaman da,
ikisi birden, eşit bir değersizlik düzeyine inecekler,
gözünde.

ama, bu sevgin ile şu dostluğun o hale düştüler diye,
yaşamın temel değerlerinin kendilerini
yadsımayacaksın: o zamanlarda, içindeki buruk acıyla,
onlara olan saygını koruyacaksın -ki, bu da,
işte, üçüncü temel değerin
olacak.

oruç aruoba

13 Nisan 2010

söylemesi kolay

garip bir düş gibiyiz,
uyanacağız ve hepsi geçmiş olacak sanki
kan ter içinde kaldık
boğuşuyoruz hala
an gelecek, gün ağaracak bize de
o gün son defa vedalaşacağız
bu öyle bir şey
"söylemesi kolay"
asıl olay,
mümkün olmayanı düşlemekte
seninle ben
bir düş gibiyiz
garip ve gerçek dışı
olmaz gibi görünen ama hep olur gibi olan.

12 Ocak 2010

iyileşme

sağanak yağmurlar gibi ağlamak istiyorum
ağlamadığım bütün ağlayışları
kokuları ağlamak istiyorum
tuzu, ölümü, karanlığı
bir çocuk gibi değil
analar gibi değil
kendini yiyen bir kaya
yaralı bir çam gibi
gövdemi ağlamak istiyorum.

ALOVA

2 Ocak 2010

bir an için

Yatmış bir gün yatağına

Bütün gece ne rüya görmüş

Ne de kabus.

Konuşup durmuş kendi kendine,

Yanında bir adam varmış gibi,

Anlattıkça anlatmış…

Anlatamadıklarını bile anlatmış.

Ama adam anlamamış

Adam onu bu kadar iyi tanırken

Neden bu kadar acımasızmış hiç anlamamış.

Kadın bir hortlakla konuştuğunu

Ve onun mezarına dönmesi gerektiğini

Bir an için unutmuş.